KADİR GECESİ ve KURAN PARADOKSU

Kuran’da bir tek gece, o geceye verilmiş ad ile zikredilmiştir. Bu ad “kadir” adıdır. Bu gece, Allah tarafından kutlu ve kutsal ilan edilmiş bir gecedir. Kutlu ilan edilmiştir, çünkü o gece melekler ve Ruh yeryüzüne inmişlerdir, sabahın ilk ışıklarına kadar esenlik ve huzur dağıtmışlardır. Kutlu ilan edilmesi demek kutlanması gerekir demektir.

Etimolojik anlamda “kadir” kelimesine bakıldığında karşımıza k-d-r kökü çıkmakta.  Bu kökten yola çıkarak kadir/gücü yeten, muktedir; takdir/değer verme; miktar/ölçü; kadr/şan, değer, itibar, onur, rütbe; gibi manaları elde ediyoruz.  

 

Aşağıda Kadir suresi ayetlerinin Türkçe tercümeleri ve transliterasyonu arka arkaya sıralanmıştır.

 

97-Kadir Suresi:

 

97:1 Biz onu, Kadir gecesinde indirdik.

97:1 İnna enzelnahü fiy leyletilkadr

 

97:2 Kadir gecesinin niteliğini sana gösteren nedir?

97:2 Ve ma edrake ma leyletülkadr

 

97:3 Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

97:3 Leyletülkadri hayrün men elfi şehr

 

97:4 Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle o gecede her iş için iner de iner!

97:4 Tenezzelülmelaiketü verruhu fiyha biizni rabbihim min külli emr

 

97:5 Bir esenlik ve huzur vardır; sürüp gider o, tan yeri ağarıncaya kadar!

97:5 Selamün hiye hatta matle'ılfecr

 

Birinci ayetten başlayarak, ayetleri kelime kelime incelediğimizde bakın nasıl şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkıyor.

97:1- Biz onu Kadir gecesinde indirdik,

Öncelikle bu ayette Türkçe “Kadir” olarak tercüme edilen kelime “kadr” kelimesidir. “kadr” kelimesi ise şanlı, değerli, itibarlı, onurlu manalarına gelmekte.

Burada Kadr gecesinde, yani o şanlı, değerli, itibarlı ve onurlu gecede indirilen "o" işaret zamiri, Kuran yerine kullanılmış gibi düşünülebilir. O gece bir bayram gecesidir ve periyodik bir şekilde kutlanmaktadır, zira o gece bin aydan daha hayırlıdır (97:3). O gece melekler ve ruh, Rablerinin izniyle, her iş için iner de iner (97:4). Peki bu gecede ne kutlanmalıdır? Kuran’ın indirilişi mi? Hayır, çünkü Bakara:185 ayeti, eğer Kuran’ın indiği gece Kadir gecesi olsaydı, “Ramazan, insanlara yol gösterici, apaçık bir öğreti ve yasa kitabı olan Kuran’ın indirildiği aydır“ demez, “Kuran’ın indirildiği gece Kadir gecesidir” derdi.

Yine hayır, çünkü öyle olsaydı, Kuran'ın içerisinde olan, Kuran sahifeleri arasında yer almış bulunan 97. surenin birinci ayeti "Biz onu Kadir gecesinde indirdik" değil "Biz bunu Kadir gecesinde indirdik" derdi.

Demek ki bu ayette sözü edilen unsur "Kuran" değildir.

 

Öyleyse bu kutlu "şey" nedir ki melekler ve "ruh" fecre kadar her isi yapmak üzere Rab'lerinin izniyle iner de iner, huzur vardır, esenlik vardır (97:4-5). Bu kutlu şey Kuran olamaz, çünkü Yaratan bir sürü Kitap indirmiştir, onlar neden kutlu değillerdir? Neden onların inişi kutlanmamıştır.

 

Yaratan, bir şeyin olmasını dilediği zaman, o şey için “ol” demekte ve o şey olmaktadır.

16:40 Biz bir şeyi dilediğimizde, onun hakkında söyleyeceğimiz söz, "ol" demekten ibarettir; o hemen oluverir.

 

Yaratan yine bir canlı yaratmak istediğinde, o canlıyı yaratır ve ona “ol” der, o da olur. Allah için bu çok kolay bir iştir. Fakat emir ve oluş silsilesi değişmiştir.

3:59   Allah katında İsa'nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" dedi. Artık o, olur.

 

Fakat, burada iş canlı yaratmaya geldiğinde, “ol” sözü yaratılana can vermek için geçerli olmaktadır. Hâlbuki yaratma ameliyesi için, şeylerin olması dilendiğindeki gibi işler dönmemektedir. Yaratan bir canlı yaratmak istediğinde, ona “ol” dememektedir. Canlıyı yaratma aşamasında, onu biçimlendirmek için, onun üzerinde belli bir süre çalışma yapar. Hele bu bir insan ise, Allah için o, tabiri caiz ise, bir sanat eseridir. Bu eser ile uğraşılmalıdır. Ancak belirli tesviye işlemleri sonrasında, amaçlanan düzgünlüğe ulaşıldığında yaratma işlemi sonlandırılmakta, sıra can vermeye gelmektedir.

Bakın bu durum Hicr suresinde nasıl dile getiriliyor.

15:28 Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım" demişti.

15:29 "Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp/tesviye edip/biçimlendirip, öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın."

 

Hicr:29’da söylendiği gibi insan biçimlendirildikten sonra ancak ona can vermek için “ol” denmiş ve öz ruhdan üflenmiştir.

 

Araf suresinde ise

7:11 Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere: "Âdem’e secde edin" dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

 

Bu ayetlerde konuşan varlık açıkça Rabbin, bir insan yaratmak istediği zaman, o amalgam üzerinde epey vakit harcadığı, oldukça ciddi eylemler yerine getirdiğini, söylemektedir.

Araf:11 ayetinden başka bir sonuç daha çıkarmak mümkün. Hicr suresindeki ayetlerde, tekil Âdem yaratılıp, biçimlendirilip ona ruh üflenmesinden bahsedilirken, Araf:11 ayetinde “Sizi yarattık, sizi biçimlendirdik” deyip sonra da “meleklere Adem’e secde edin dedik” ifadesinde aynı süre içerisinde birden fazla insan yaratıldığı, bunların içerisinden ismi Adem olana secde edilmesi gerektiği ifadesi çıkmaktadır.

Yine Nisa:1 ayetinden anlarız ki erkek ve kadın cinsleri aynı nefsden (can, hayat, asıl, maya, ta kendi) aynı sure içerisinde yaratılmış ve her bir kadın ve eşinden yeni kadın ve erkekler üremiştir.

4:1 Ey insanlar! Sizi bir tek nefsden yaratan, ondan (nefsden) o dişinin eşini de yaratan, ikisinden pek çok erkek ve kadın üreten Rabbinizi dinleyin. Adına birbirinizden isteklerde bulunduğunuz ALLAH'a saygı gösterin; akrabalara da... ALLAH elbette sizi gözetlemektedir.

Yine Araf:189 ayetinde, kadınlar aynı o tek olan nefsden/asıldan yaratılırken, bu sefer erkeğin yani eşlerin yani Âdemlerin yapıldığı, torna-tesviyeden geçirildiği söyleniyor.

7:189   O, odur ki, sizi bir tek nefsde/benlikten yarattı, (o disinin) eşini de o tek nefisden/benlikten vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: "Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız."

 

Allah bir insan yaratmak için, birçok işlem yapmış, birçok safhadan geçmek mecburiyetinde kalmıştır. Diğer insanları yaratma işlemi, hele ki, Yaratan tarafından değil de, kendilerini “biz” diye ifadeye koyan başka bir grup tarafından yapıldığında, Allah’a kolay gelen ama belli bir süreç içerisinde olan bu yaratma, elbette ki oldukça zor olacaktır. Bakın Beled suresi bunu nasıl ifadeye koymuştur:

90:3   Ve doğurana ve doğurduğunu da yemin olsun ki,

90:4   Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.

 

Artık insanlar, yeni Âdem ve Havvalar yaratılmış, yapılmış, işlenmiştir. Şimdi sıra onun yeryüzüne indirilmesine gelmiştir. Anlaşılan odur ki, insanlar yeryüzünde yapılmamış, cennet denen bir bahçede forma sokulmuştur. Şimdi bu bahçeden insanlar gurubu, içerisine Âdem ve Havva da dâhil olmak üzere, yeryüzüne ineceklerdir. Onlara bir senaryo özgülenir. Onlar cennette oturacaklar, yiyip içecekler, ama Âdem ve Eşi, kendilerine bildirilen bir ağaçtan yemeyeceklerdir. Şeytan onları kandırır ve ağaçtan yemelerini sağlar. Bunun üzerine, Âdem ve Eşi çok utanırlar ve Rablerinden özür dilerler. Rab da onları yeryüzüne yollar.

Bakın Araf suresi bunu nasıl ifadelendirmiş:

7:24   Buyurdu: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür."

7:25   Buyurdu: "Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız."

 

Bakara suresi de şöyle:

2:38   "Hepiniz oradan aşağı inin!" dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüz yüze gelmeyeceklerdir.

 

İnsanların o cennet denen “mekânda” yaratılması tesviye edilmesi bedenli bir şekilde olmuştur. Âdemi çamurdan yapmış sonra Yaratan ona “ruh”undan üflemiştir. Bu canlı beden artık bir takım yardımcılarla yeryüzüne indirilecek, orada bedenler üreyecek ve can verilmesi için “ruhdan” üflenecektir. Dolayısıyla, insanların adaptasyon döneminde yardımcıları (melekleri) ile birlikte yeryüzüne indiklerinde, üreyip çoğalabilmeleri için, meleklerin yanında “Ruh”un da yeryüzüne inmesi şarttır. Bu seyahat karanlıkta yapılacaktır. Çünkü atmosfer dışındaki her yer karanlıktır, ışık hava moleküllerinden yansımadığı için bir huzme şeklinde görülmektedir. Dolayısıyla cennet denen mekân dünya dışı bir mekândır. Yeryüzüne iniş ise gece vakti olmalıdır. Gece vakti olmalıdır ki yeryüzündeki diğer varlıklar bu durumdan ürkmesinlerdir. Yeryüzüne inilince artık büyük bir bayram havası olmalıdır. Bazıları bazılarına göre, büyük zorluklar içerisinde ortaya konan, geliştirilen insanlar artık yeryüzündedirler. Bu durum, güneş etrafında her bir tur atıldığında kutlanmalıdır. Onun için bu geceye “Kadir” gecesi adı verilmeli ve insanın yeryüzüne “doğduğu” gece olarak kutlanmalıdır. Bu kutlamalara, melekler de Ruh da katılacaktır. Kutlamalar tan yeri ağarıncaya kadar sürecektir. Bu senaryo ve bu organizasyon bizatihi Allah tarafından yazılmış ve yapılmıştır.

İşte budur bu kutlu şey, "isimleri öğrenmiş insanin, 'Adam’ın" ta kendisidir. Onun için değil midir tüm evren yaratılmıştır? Onun için değil midir tüm varlıklar yaratılmıştır, o değil midir Allah tarafından, meleklere yaratılacağı müjdelenen? Evet, tamamen kendisidir, o gece inen "Adam” ve “Adam”ın nezdinde tüm insanlardır yeryüzüne. Allah işte bu şanlı, onurlu, itibarlı gecede “onu/onları” yeryüzüne indirmiştir, meleklerle ve "Ruh" ile. Bunlar yeryüzüne o gece inmiştir ve orada "Adam"a ve etrafındakilere her şeyi kolaylaştırmak üzere isler yapacaklardır.

Peki

97:2- Kadir gecesini sana idrak ettiren nedir? (Ve ma edrake ma leyletülkadr) ,

Yani o gecenin, biz, kadir gecesi olduğunu nasıl idrak edeceğiz, nasıl anlayacağız? Cevabi Kur'an kendi vermiştir:

 

97:3-Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

97:4-Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle o gecede her is için iner de iner!

97:5-Bir esenlik ve huzur vardır; sürüp gider o, tan yeri ağarıncaya kadar!

 

Kadir gecesi iste böyle tarif edilen bir gecedir, o geceyi idrak edebilmek için, esenlik ve huzur dolu, tüm duaların kabul gördüğü bir gece aramalıdır, yoksa bu geceyi, Ramazan ayının son on gecesinde aramakla, hiçbir yere varılamaz.

 

Rivayete göre, Kadir gecesi yani Kuran’ın indirilmeye başlandığı gecenin Arap takvimindeki Ramazan ayının son on gününde aranmasını bildiren Muhammed Peygamber, yine rivayete göre, o son on günde Kadir gecesini kendisi de aramaktadır. Bunu anlayabilmiş değilim işte. Kuran ayetleri, ilk ayet, “ikra/oku” ayeti, kendisine indirilmiş değil miydi? Evet. Peki, Peygamber o gece, orada değil miydi? Ordaydı. Peki, bilmiyor muydu ki o gecenin hangi gece olduğunu da, 23 sene boyunca her ramazan orucu esnasında ayın son on günü Kadir gecesi arayıp durdu? Biliyordu tabi ki. Ama o Kadir gecesi olarak Kuran’ın indirilmeye başlandığı geceyi değil, Adam’ların ve Eşleri’nin yeryüzüne indirildiği geceyi aramaktaydı. Zor idi elbet o geceyi bulmak. Bulacaksın ve 1000 aylık, yani 83 senelik hayır elde edeceksin. Zor olmalı elbet bulmak o geceyi.

 

Kadir gecesinde inenin Kuran olmadığını gördük. Peki, ne zaman indirildi Kuran? Kuran’ın ayet ayet 23 senede peygambere vahyedildiğini biliyoruz.

Ama bakınız, Bakara:185 ayeti Kuranın indirilişi için ne tip ifadeler kullanıyor:

 

2:185 Ramazan, insanlara yol gösterici, apaçık bir öğreti ve yasa kitabı olan Kuran’ın indirildiği aydır(şehr). Kim o aya ulaşırsa oruç tutsun. Hasta veya yolcu olanlarınız, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde oruç tutar. ALLAH sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Böylece (oruç günlerinin) sayısını tamamlar, sizi doğruya ulaştıran ALLAH'ı yüceltip şükredersiniz.

 

Burada, “ramazan” kelimesi Arabın takviminde kullanılan bir aya verilmiş ad olarak alınmamalıdır. Çünkü Yaratan, kitabında hiçbir şekilde değişik toplumların kullandıkları bir takım referansları ve o referanslarda yer alan terimleri kullanmaz. Yaratanın kitabı küreseldir, hatta evrenseldir. Onun içindir ki, Yaratan ne takvim aylarının adını, ne bir takım takvimlerde kullanılan gün adlarını kitabına sokmamıştır. Dolayısıyla bu ayette de “ramazan” kelimesi bir aya verilen ad değil, başlı başına manası olan bir terimdir. Ramazan kelimesi Arapçada “Güz yağmurlarının başlama zamanı” manasına gelmektedir. “Ay” kelimesi ise süre bildiren bir isimdir. Bu iki isimden bir isim tamlaması yaptığımızda, yani “ramazan ayı” dediğimizde, sürecin başlangıcı belirtilerek o süreç nitelenmektedir. Bu durumda eldeki isim tamlamasından şöyle bir mana çıkmaktadır:

“güz yağmurları başladığı zamandan itibaren bir aylık, otuz günlük bir süre”ye kim ulaşırsa oruç tutsun.

Yani takvim farklılıklarından dolayı ayları kaydırarak hiçbir yere varılamayacağı gibi, Arap takvimindeki Ramazan ayı, yerküre döngüsünün değişik zaman, dolayısıyla değişik mevsimlere rastlamasından dolayı ayette geçen “Allah sizin için kolaylık ister” açıklamasına uyum sağlamamaktadır.

Bu noktadan hareketle bu ayetten Kuran’ın, “ramazan otuzluğunda” indirildiğini anlıyoruz

Diğer taraftan, Duhan Suresi 2 ve 3 ayetleri “bu” kitabın bereketli bir gecede indirildiğini, uyarmak için indirildiğini belirtmektedir.

44:2  Apaçık olan bu kitaba and olsun.

44:3  Biz uyarmak için onu mübarek (bereketli) bir gecede indirdik.

44:2  Vel kitabil mübiyn

44:3  İnna enzelnahü fı leyletim mübaraketin inna künna münzirın

 

Bu iki ayet, birbirine çelişkili olarak dursa da, iki ayete beraberce bakıldığında, evet, Kuran, güz yağmurlarının başladığı zamanın otuzluk sürecinde, o süreç içerisindeki bereketli bir gecede indirilmiştir, güz yağmurları otuzluğunda, muhtemelen yağmurlu bir gecede indirilmiştiri hemen görürüz. O gece bereketli bir gecedir. Hicretten önce onüçüncü yılın, yani miladi 610 yılının Ağustos ayına rastlamıştır, ilk ayetlerin, ilk beş ayetin inmesi :

96:1   Oku! Yaratan Rabbinin adıyla

96:2   İnsanı, bir alaktan (embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgi) yarattı.

96:3   Oku! Rabbin Ekrem'dir (en büyük cömertliğin sahibidir).

96:4   O'dur kalemle öğreten.

96:5   İnsana bilmediğini öğretti.

 

Fakat burada yine de garip bir durum varmış gibi duruyor. Madem vahyin gelmesi bilgilerimize göre 23 yıl sürüyor, nasıl oluyordu da Kuran bir gecede inmiş şeklinde bir açıklama var idi. Aslında düşünülecek olursa ve ilk ayetteki “Oku!” emri neyin okunması için veriliyordu? sorusuna yanıt bulunabilirse, bu durumu açıklamak mümkün olabilir. Ortada okunacak bir metin olmadığına göre, burada okunması gereken şey sistem olarak ortaya çıkan evrensel kitabın, sistem kitabının sırlarını okumaktır. Peki, sistem nasıl okunacaktır? Kendine verilen görev mucibince, sistem kitabını okuyan Meleğin vahyetmesiyle okunacaktır. Peki, sistem kitabı nerede bulunmaktadır? Sistem kitabı beşerin ulaşamayacağı bir yerde bulunmaktadır. O kitap bizden Saklı bir Ortama yazılmıştır. Yani Saklı bir Levhaya diğer bir deyişle Levh-i Mahfuz(Muhafaza altına alınmış bir Levha)’a

85:22 Korunmuş bir levhada/Levhi-i Mahfuz'dadır.

85:22   Fiy levhın mahfuzın.

 

Ne kadar enteresandır ki bu muhafaza altına alınmış, korunmuş levha aynı İngilizcede bir bilgisayar tabiri olan ve hepimizin aşina olduğu gibi “save on disk” tabirine ne kadar da çok benzemektedir. Aslında o kitap, Meleğin hafızasına saklanmış, kaydedilmiştir. Artık bundan sonra yeryüzü semasına, Meleğin kayıt merkezine indirilmiş olan Kuran, onun peygambere vahyetmesi suretiyle peygamber tarafından peyderpey okunacaktır.

Demek ki Kuran, sadece görev verilmiş Melek tarafından ulaşılabilen o Saklı Levhadan, sadece yeryüzü ve insan için gerekli bilgiler alınarak Meleğin hafızasına inmiştir, diğer bir deyişle oraya kaydedilmiştir. Bu kayıt işlemi de “güz yağmurlarının başladığı zamanda başlayan ayın” bereketli bir gecesinde oluvermiştir.

 

Yani özel bir şey değildir ve kutlanması da gerekmemektedir. Kuran zaten belli bir Levhada kayıtlı haldedir. Ama insanın yaradılışı bir eserdir, Yaratan, tüm yeryüzünü uğruna yarattığı, her şeyi onun için çekip çevirdiği “İnsan” grubunu artık yeryüzüne indirmiştir. İşte bu kutlanmalıdır ve kutlanacaktır. Hem de her bir dünya döngüsünde bir kere HEP BERABER kutlanacaktır. Meleklerin hepsi inecekler, Ruh da her sefer olduğu gibi bir kere daha inecektir.

 

Diğer tarafta ise, Muhammed, Kuranın inmeye başladığı tarihi veya geceyi aramamaktadır. Çünkü Kuran miladi 610 yılının Ağustos ayının  “o” gecesinde Muhammed Peygamberin beynine vahiy olarak inmeye başlamıştır. Her şey ortadadır.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !