KURAN'daki NAMAZ~1

 

ÖN-SÖZ

İsra-79 ayetinin tercümesinde bir hataya rastlayınca bu makale üzerinde tekrar düşünmek zorunda kaldık ve sonuç olarak orta namazı vakti daha mantıklı bir dilime yerleşti. Dolayısıyla bu makale ve takip eden KURAN’daki NAMAZ~2 makaleleri ufak değişikliklerle tekrar gündeme gelmek zorunda kaldı.

 

GİRİŞ

Genel olarak Namaza değil de Kuran’daki namaza değinmek isterken, bindörtyüz senelik bir alışkanlığın, gelenekleşmenin, bidatlaşmanın altını kazıdığımın farkındayım. Farkındalığımın ötesinde aşağıdaki satırlar okunduğunda, okuyucunun isyan bile edebileceği düşüncesi kafamda sabit bir fikir olarak yerini bulmuş durumda. Ama elden gelen bir şey yok, zaten aşağıda anlatılanlar, uydurulmuş dinin namazı değil, indirilmiş dinin namazıdır, KURAN’daki NAMAZ’dır.

 

Öncelikle, Kuran’daki haramların ve günahların, namaz kapsamında nasıl davrandığını ortaya koyarak başlamak, sanırım düşünceyi sıfırlama çabamızda bize ziyadesiyle yol gösterici olacaktır. Kuran’da namaz ile ilgili 100’e yakın ayet bulunur. Bunların hepsi namaz kılmayı teşvik eden ayetlerdir. Kuran’da namaz kılmayanları kınayan tek bir ayet yoktur. “Vay haline o namaz kılmayanların” dendiğini asla göremezsiniz. “Vay haline” diye başlayan namaz ile ilgili ayetler bilakis namaz kılanlar içindir.

 

NAMAZ’ın KURAN’dan ANLAŞILMASI

Kuran'daki namazınanlaşılması, indirilen İslamiyet açısından büyük bir öneme sahiptir. Bunun sebebi, kanımızca, indirilen dini önce uyduruk din haline dönüştüren, sonrasında da hiziplere bölen mezhepçi ve tarikatçı düşüncenin, "Kuran’da namaz anlatılmıyor ki, namaz kılabilelim, dinimizi sadece Kuran’a bakarak öğrenemeyiz, namazı da sadece Kuran’a bakarak kılamayız. Dolayısıyla Kuran dışı kaynaklara başvurmamız gerekmektedir..." şeklindeki söylemleridir. Hal böyle olunca, daha henüz referans noktası belirlenememiş, neyi kaynak olarak kullanılacağına karar verilmemiş olduğu ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda ortaya bir kaynak konmalı ve din bu kaynaktan algılanmalıdır. Aslında kaynak ortadadır. Bu, tüm semavi kitapların tamamlayıcısı, gelmiş geçmiş tüm peygamberleri bir kere daha satır aralarında konuşturan, Yaratanın tekliğinin son olarak altını çizen, Kuran’dan başka bir şey değildir. Kuran’daki namazı kılabilmek için önce Kuran’daki dînin çok iyi anlaşılması gerekmektedir. Her şeyden önce Kuran’ın bir beşerin sözlerinden değil Yaratan’ın ve O’nun görevlilerinin sözlerinden oluştuğunu çok iyi anlamamamız gerekir. Daha sonra, aynı kitapta, öğrenmek istediğimiz dînin İslam olarak adının Yaratan tarafından konulmuş olduğunu da algılamamız gerekmektedir. Artık dînin adı konmuştur: İSLAM.

Dikkat edilmelidir ki dinin adı Muhammedilik değildir, Musevilik veya İsevilik gibi beşer tarafından konulmuş bir adı yoktur dinin. Bu din, gelmiş geçmiş her anlatımı ve iletiyi ve ilhamı ve vahyi kavrayan, kucaklayan kocaman bir felsefedir, Allahın felsefesidir, İSLAM’dır. Muhammed de son nebî olduğuna göre, Yaratan’ın artık yeryüzündeki tek sözü ve lafzı Kuran’dır; demek ki İslam’ın da kaynağı KURAN’dır. Bunu çok iyi tespit etmek gerekir.

Şimdi, bir kere dinin kaynağı belli olduğunda, metot; o kaynağı önümüze alıp din adına her şeyi bu kaynaktan algılamamız gerekmektedir. Yani namaz da dinin kaynağından anlaşılacaktır, oruç da, zekât da, ahlâk da, her şey artık bu kaynaktan algılanacaktır. Bunun aksi yapılmayacaktır, yani dinin kaynağı, kafadaki namaz fikrine göre belirlenmeyecektir. Kuran’da anlatılan namaz ile kafalara işlenmiş namaz bilinenleri arasında fark varsa, çözüm dînin kaynağını değiştirmek değil, namaz adına bildiklerimizi düzeltmek olacaktır.

 

KURAN HAYKIRIYOR

Dînin tek kaynağı olan Kuran'ı elimize aldığımızda, Kuran'ın namaz adına gerekli tüm bilgileri içerdiğini görürüz. Beynimize işlenmiş olup da Kuran'da bulamadığımız namaz kurallarını, bir eksiklik olarak addetmeyip, sonsuz bir serbesti içerisinde kendi kurallarımızı uygulayabileceğimiz şeklinde algılayabilir olmalıyız. Yapılmaması gereken bir kural var ise bunun muhakkak Kuran içerisinde değinilmiş olmasına güvenimiz sonsuz olmalıdır.

Kuran’da geçen namaz, hazırlık aşaması olan abdest ve boy abdestinden (gusül) başlayarak şöyledir:

Kuran'da abdest, sadece ve sadece namazın bir şartı olarak anlatılır. Ayrıca camiye girerken, Kuran okurken, namaz dışındaki her hangi bir ibadet için abdestin ve de boy abdestinin (gusül) alınmasına ihtiyaç yoktur. Kuran'da abdest ve boy abdesti Maide:6 ve Nisa:43 ayetlerinde geçer. Bu iki ayet dışında Kuran'da abdest ve boy abdesti ile ilgili hiçbir ayet yoktur. Yani abdest ve boy abdestinin ne yapmamız için gerektiği, ne zaman gerektiği, su olmazsa ne yapılacağı sadece bu iki ayetten anlaşılacaktır. (Abdest Bahsinde daha ayrıntılı olarak değinilmiştir)

Kurandaki namaza başlarken kıbleye dönmegerekliliği, Bakara:144,149 ve 150. ayetlerde nerede olunursa olunsun, Mescidi Haram'a, Kâbe’nin olduğu yöne dönülmesi belirtilir. Bakara:115. ayette nereye dönersek dönelim Allah'ın orada olduğu söylenmiştir. Bu tespit, namaz kılanın kıblesini bulamadığı durumlarda namazı terk etmeyip, nereye dönerse orada Allahın yüzünün var olduğu belirtilerek herhangi bir yere dönülerek namazın kılınabileceği vurgulanmıştır.

Kuran’da namaziçin özel bir kıyafet söz konusu edilmemiştir. Tek başına namaz kılan namazını istediği gibi kılar. Namazın toplu kılındığı yerlere gidenin güzelleşmiş ve düzgün bir kıyafetle gitmesinin iyi bir davranış olduğu vurgulanır ve mescit yanında (namaz kılınan bölgede) süslenmeden bahsedilir: Araf:31.

 

NAMAZ VAKİTLERİ

Kuranda namazın vakitlerine geçmeden önce, Yaradan namazı yapılması gereken bir ibadet olarak tavsiye etmiş midir, önce onu görelim:

4:103-Namazınızı bitirdiğinizde Allah’ı anın; ayakta iken, otururken ve uzanmış halde ve yeniden güvenliğinizi sağladığınızda namazlarınızı eda edin. Namaz, bütün müminler için belli vakitleri ile kayıtlı kutsal bir yükümlülüktür.

Bu ayetten de anlaşılacağı üzere, Yaratan namazları, müminler için belirli vakitlerde kılınmasını şart koşmuştur.

Kuran'da namazın, vakitleri belirlenmiş bir dua şekli olduğu anlatılır. Korku zamanında bile namaz kılınmasını açıklayan Kuran, hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de eksiksiz olarak açıklamıştır. Namaz, Allah'a yönelmenin, Allah'ı hatırlamanın bir şeklidir. Bu yönüyle namaz her an yapılabilen bir eylemdir. Her zaman yapılabilen bu eylem, kişinin tercihine bağlı olarak gelişirken, yükümlülük olarak belirttiği namaz eylemini, Yaratan, kişinin tercihine bırakmamış, onları gün içerisinde belli zamanlara bağlamış ve bu zamanları da, şüpheye mahal vermeyecek bir şekilde evrensel bir anlatımla açıklamıştır.  Kuran'ın tek kaynak olduğunu unutan, uydurulmuş din erbapları, bu namazların kimisini farz, kimisini sünnet ilan etmişler; Kuran’dan dîni anlamak yerine, Peygamber yakınlarının hareketlerini kendilerince yorumlayarak dîn oluşturmuşlardır. Sünni mezhepler sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı diye beş vakit namazı farz kılmışlardır. Şiiler üç vakit namazı farz kılıp bu vakitlerde beş vakit namazı birleştirdiklerini söylemişlerdir. Daha eski zamanlardaki Hariciler’in iki veya üç vakit kıldıklarına dair hadisler de vardır.

Kuran’da adı geçmeyen namazların, farz namaz olarak kabul ettirilmeye çalışılması, Allah ile, peygamber ile aldatmaktan başka bir şey değildir.

 

Kuran'da, Farsça olan “namaz” kelimesi, Arapçada "salat" kelimesi ile ifade edilir. "Bağlantı kurmak" tipinde manalara sahip olan "salat" kulun yaratıcısıyla kurduğu bağlantı, yani namaz için de kullanılır. “Salat” kelimesi “ikame” fiiliyle beraber “namaz kılmak“ manasında kullanılmıştır.

 

"Salatı Fecir" yani "Sabah namazı"ismi Nur:58. ayette geçmektedir.

 

24:58            Ey inananlar, yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için elbisenizi çıkardığınız zaman ve Akşam namazından sonra... Bunlar, sizin özel üç vaktinizdir. Bunların dışında, birbirinizin yanına girip çıkmakta bir sakınca yoktur. ALLAH ayetleri size böyle açıklar. ALLAH Bilendir, Bilgedir.

24:58            Ya eyyühellezıne amenu li yeste'zinkümüllezıne meleket eymaüküm vellezıne lem yeblüğul hulüme minküm selase merratv min kabli salatil fecri ve hıyne tedaune siyabeküm minez zahırati ve mim ba'di salatil ışa'i selasü avratil leküm leyse aleyküm ve la aleyhim cünahum ba'dehünn tavvafune aleyküm ba'duküm ala ba'd kezalike yübeyyinüllahü lekümül ayat vallahü alımün hakım

 

"Fecir" gecenin karanlığında güneşin ilk ışıklarının çıkışını ifade eder. Bu bir süreçtir ki güneşin doğuşuna kadar devam eder. Nitekim varlığı adından belli olan bu namazın, Hud:114. ayette vakti de tam belli olmaktadır.

 

11:114         Gündüzün iki ucunda, gecenin yakın kısımlarında namazı gözet. İyilikler kötülükleri silip götürür. Bu, öğüt alacak olanlara bir öğüttür.

11:114         Ve ekımıs salate tarafeyn nehari ve zülefen minel leyl innel hasenati yüzhibnes seyyiat zalike zikra liz zakirın

 

Arapçadaki "nehar" "gündüz", "leyl" "gece" demektir. "Tarafeynnehari" ifadesi gündüzün iki tarafını ifade eder. "Taraf" ise; "uç, dıştan bitişik bölüm” manalarına gelmektedir. Kuran'da geçtiği diğer ayetlerde de aynı anlamda kullanılır. Gündüzün başlangıcını güneşin doğuşu, gündüzün bitişini güneşin batışı olarak alırsak günün iki tarafında sabah ve akşam namazları vardır. "zülefen minelleyl" ifadesindeki “zülefen” kelimesi “zulfa”nın çoğuludur, ve yakın/bitişik kısımlar anlamındadır. Dolayısıyla, bu zamanların tam anlaşılması için "zülefen minelleyl" ifadesi ile bu vakitlerin, aynı zamanda gecenin gündüze yakın zamanları olduğu vurgulanır. Diğer bir deyişle, gündüzün iki ucundaki namazlar, güneş doğmadan biraz önce ve güneş battıktan biraz sonra kılınmalıdır.

Yani sabah namazı ismi aynı zamanda sabah namazının vaktini de tarif eder. Hud:114. ayette sabah namazının vakti de belirlenmiştir. Sabah namazı Kuran’daki ismiyle “Salatul Fecir” adından da belli olduğu gibi günün ilk ışıklarıyla başlar ve günün başlangıcı olan güneşin doğuşuyla biter.

 

Akşam-İşa namazınınismi de Nur:58. ayette geçmektedir. Sözlükten “işa” kelimesinin anlamına bakanlar, güneşin batışından havanın kararmasına kadar olan vakte, yani Türkçede "akşam" dediğimiz vakte "işa" denildiğini görürler. Yusuf:16 ve Naziat:46. ayette de aynı kelime geçmektedir. Diğer iki ayetteki aynı kelimeyi "akşam" diye çeviren bazı çevirmenlerin, bu kelimeyi Türkçe bir kelime olan "yatsı namazı" diye çevirmeleri, mezhep izahlarının etkisinde kalmalarındandır. Bu çeviri "yatsı namazı" diye mezheplerin tarif ettiği namazı Kuran'ın da farz kıldığı izlenimini vermektedir ki bu yanlıştır. Fakat "yatmak" kökeninden gelen "yatsı" kelimesinden kasıt "işa namazının" yatmadan önce kılınan son farz namaz olması ise bu doğrudur. Ayette buna işaret de vardır:

24:58            Ey inananlar, yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için elbisenizi çıkardığınız zaman ve Akşam namazından sonra... Bunlar, sizin özel üç vaktinizdir. Bunların dışında, birbirinizin yanına girip çıkmakta bir sakınca yoktur. ALLAH ayetleri size böyle açıklar. ALLAH Bilendir, Bilgedir.

 

Son namazı kılmak için mescide giden, topluca namazı kılan kişi bu namazdan sonra mescide gitmeyeceği için muhtemelen üzerini değiştirecektir. Ev kıyafetine bürünecektir. Bu yüzden yatmadan önceki son namaz işa namazı olarak düşünülüyorsa bu doğrudur. Yoksa vakit olarak akşamı ifade eden bir kelime, namaz kelimesiyle birleşirse bambaşka bir vakit olan yatsıyı ifade eder deniliyorsa, bunun yanlışlığı ortadadır.

Akşam namazının vaktinin anlaşıldığı ayet, Hud:114. ayet, sabah namazında belirtilen ayettir. Gündüzün iki tarafında kılınan namazlardan biri sabah namazı olunca, diğeri de bu namazın simetriği olan akşam namazıdır. Bu namazın vakti de aynı şekilde gecenin gündüze yakın olan zamanıdır. Bu ayet dışında akşam namazının vaktini belirleyen bir ayet daha vardır: İsra:78

17:78           Güneşin kaymasından gecenin kararmasına kadar namazı gözet. Sabah Kuran'ını da gözet. Sabahleyin Kuran (okuması) tanık olunur.

17:78           Ekımes salate li düluküş şemsi ila ğasekıl leyli ve kur'anel fecr inne kur'anel fecri kane meşhuda

 

Gecenin kararması, akşamın bitiş vaktini vermektedir. Işığın alametlerinin tamamen yok olmasıyla akşam namazının vakti biter. Bu durumda da "güneşin sarkması" ifadesi güneşin ufukta batışını belirler. Böylece güneşin batımı ve gecenin kararmasının arasındaki vakit, namaz vakti olarak belirtilir. Bu ayetin devamında sürekli akşam namazıyla beraber geçen sabah namazının vaktinin vurgulanması da ilginçtir. Fakat bu ayette sabah namazı değil, sabah Kuran okumak vurgulanır. Demek ki sabah namazının vaktinin içinde veya namazın dışında Kuran okumaya özel bir önem vermek gerekir. Görüldüğü gibi akşam ve sabah namazları isimleriyle beraber Kuran'da geçerler. Üstelik bu isimler namazın kılınacağı vakti de ifade ederler. İlaveten sabah ve akşam namazının zamanı da açıklanmıştır.

 

 

 

Vusta-Orta namazıBakara:238. ayette bahsedilir.

 

2:238           Namazlara, özellikle orta namaza dikkat edin. Kendinizi tümüyle ALLAH'a vererek namaza durun.

2:238           Hafizu ales salevati ves salatil vüsta ve kumu lillahi kanitın

Sabah ve akşam namazının vakitlerini çıkardığımız ayetler ve bu ayet dışında namaz vakitlerinin çıkartılabileceği hiçbir ayet yoktur. Demek ki namaz vakitleri bu ayetlerden anlaşılacaktır. Günün bir ucundaki namaz sabah namazı, günün diğer ucundaki namaz da akşam namazı olunca orta namazını bu iki namazın ortasında aramak lazımdır. Bu iki namazın ORTASI iki şekilde bulunabilir. Orta ya sabah namazıyla akşam namazının ortası olan öğlen vaktinde kılınmalıdır veya akşam namazıyla sabah namazının arası olan ve gecenin ortasına rastlayan gece yarısında kılınmalıdır. İsra:79 ayetinde:

17:79           Gecenin bir kısmında, fazladan/nafile ibadetle meşgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övülmüş bir makama/Makam-ı Mahmud'a ulaştırması umulur.

 

ANALİZ

Burada Muhammed peygambere hitaben, gecenin bir kısmında fazladan ibadet için uyanık olması tavsiye edildiğini düşünecek olursak, orta namazının vakti, akşam ile sabah namazının arasında gecenin ortasına rastlayan vakit olur. "Vusta" kelimesine "orta" manasının verilmesinden iki zamanın ortalarında kılınan bir namaz olduğunu yorumlamak mümkün olabilse de bu kelimeyi sınırlayan 17:79 ayetinden başka hiçbir ifade olmadığı için akşam ile sabah arasında kalan tüm zaman dilimini, bu namazın vakti olarak kabul etmek mümkündür. Fakat burada Kuran’ın bize müteaddit defalar tavsiye ettiği gibi aklımızı çalıştırırsak şu sonuca kolaylıkla ulaşabiliriz. Analitik bir şekilde düşününce, Orta kelimesi iki zamanın yani sabah vaktiyle akşam vaktinin gece kısmındaki ortasını işaret etmektedir. Bu vakti hesaplamak için güneşin doğuş ve batış vakitlerine senenin her gününde ve dünya coğrafyasının herhangi bir yerinde baktığımızda, bu sürenin ortası her zaman gece yarısının etrafına gelmektedir. 17:79 ayetinde de Kuran Muhammed peygambere nafile yani fazladan ibadetle meşgul olmasını tavsiye ederken, bu fazla ibadet neyin fazlasıdır sorusuna doğal olarak Orta Namazı’nın fazlasıdır cevabını vermek olağandır.

Bir başka dikkat edilmesi gereken husus da örneğin sabah namazının güneş doğarken değil de güneş doğmadan önce kılınması gerektiğinin yorumu olarak yorumcular güneş doğarken kılınan namazın güneşe tapmak olarak addedilmemesi gerektiğini vurgularlarken, bu namazın gizli şirke kapı açabileceğini ileri sürmüşlerdir ki, bu yorum da kanımızca doğrudur. Keza aynı durum akşam namazı için de geçerlidir. Akşam namazı güneş batarken değil, battıktan sonra kılınacaktır. Hal böyle olunca, eğer orta namazı günün ortasında yani güneş tepedeyken kılınacaksa yorumcular niye bu namazı güneşe tapınma olarak algılayamamışlardır, bu da ayrı bir konudur.

Keza gecenin yarısında kılınacak olan orta namazı esnasında tüm doğa uyumaktadır ve orta namazı kılan kişi özenilecek bir huzur içerisinde bulunacak, böylece Allah’a yaklaşması daha bir huşû içerisinde olacaktır. Gecenin bu sessiz vaktinde dimağı pertürbasyona uğratacak herhangi bir parazit olmayacaktır. Kanımızca işte bu yüzden Bakara-238’de “Namazlara, özellikle orta namaza dikkat edin …..” denmektedir.

 

Şu şekilde de düşünebiliriz. Dikkat edilirse sabah namazı da akşam namazı da güneşin görünmediği vakitlerde kılınmaktadır. Bu iki namaz güneş yokken kılınıyorsa, neden orta namazı güneş görünürken kılın malıdır? Bu sorunun cevabı bir paradox yaratmaktadır. 

Şu soru da akla gelebilir: Kurandan namazların gece vakitleri kılınması gerekir sonucu çıkıyorsa neden Muhammed nebi namazları gündüz vakitlerinde kıldırıyordu? Peygamber zamanının tüm olayları hadislerden derlenmiş haberler olarak elimize ulaşıyor. Sistematik bir tarih yazma uygulanmamış bir devirden bahsedildiği düşünülecek olursa hadislerden gelen haberlere şüpheyle yaklaşmamız olağandır diyebiliriz. Ne yazıktır ki Asr-ı Saadet diye adlandırılan o devrin bir tarihçisi ortada gözükmemektedir. 

Bu durumda, diğer ilgili ayetlerle birlikte değerlendirildiğinde, vusta yani orta namazı ifadesi, hem namazın ismini, hem zaman dilimini hem de vaktini belirleyen ifade olarak belirgin bir şekilde karşımıza dikilir.

Kelimenin Arapçadaki diğer manasından, "vusta" kelimesinin "en iyi" manasına sahip olduğu, bu kelimenin bir namazı belirtmediği, ayetten namazların korunması ve en iyi şekilde kılınması çıkmaktadır.

"Vusta" kelimesi üzerinde bir inceleme bu konuya açıklık getirecektir. Bakara:143, Maide:89, Kalem:28, Adiyat:5 ayetlerinde de bu kelime geçer. Bu ayetleri inceleyerek "vusta" kelimesini anlamaya çalışabiliriz.

 

Bakara:143:

2:143           İşte böyle! Biz sizi, insanlar üstüne tanık olasınız, resul de sizin üstünüze tanık olsun diye, orta yolu izleyen bir ümmet yaptık. Biz, eskiden üzerinde olduğunu kıble haline getirdik ki resule uyanı, ökçesi üstüne gerisin geri dönenden ayıralım. Bu, Allah'ın kılavuzluk ettikleri dışındakilere gerçekten zor gelecektir. Ama Allah imanınızı işe yaramaz hale getirmeyecektir. Şu da bir gerçek ki, Allah öncelikli insanlara karşı çok acıyıcı, çok merhametlidir.

2:143           Ve kezalike cealnakmüm ümmetev vesetal li tekunu şühedae alen nasi ve yekuner rasulü aleyküm şehıda ve ma cealnel kıbletelletı künte aleyha illa li na'leme mey yettebiur rasule mimmey yenkalibü ala akıbeyh ve in kanet le kebıraten illa alellezıne hedellah ve ma kanellahü li yüdıy'a ımaneküm innellahe bin nasi le raufür rahıym

 

Maide:89:

5:89  Allah sizi yeminlerinizdeki boş lakırdıdan ötürü hesaba çekmez, ama bilinçli olarak gerçekleştirdiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutar. Böyle bir yeminin keffareti, ailenize yedirmekte olduğunuzun orta derecesinden en yoksulu doyurmak yahut onları giydirmek yahut da özgürlüğünden yoksun kalmış bir benliği özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunlara imkân bulamayan üç gün oruç tutar. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki şükredebilesiniz.

5:89  La yüahızükümüllahü billağvi fı eymaniküm ve lakiy yüahızüküm bima akkadtümül eyman fe keffaratühu ıt'amü aşerati mesakıne min evsetı ma tut'ımune ehlıküm evkisvetühüm ev tahrıru rakabeh fe mel lem yecid fe sıyamü selaseti eyyam zalike kefferatü eymaniküm iza haleftüm vahfezu eymaneküm kezalike yübeyyinüllahü leküm ayatihı lealleküm teşkürun

 

Kalem:28:

68:28           Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: "Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!"

68:28           Kale evsetuhum elem ekul lekum levha tusebbihune.

 

Adiyat:5:

100:5           Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara ki,

100:5           Fe vesatne bihı cem'a

 

Bu ayetlerden, Kuranda “vusta” kelimesinin sadece ilk manasında yani “orta” manasında kullanıldığı anlaşılınca, namazın ismi tartışılır olmaktan çıkıp kesin bir sonuca ulaşılmış olunur.

Her üç vakit namaz burada anlatıldıktan sonra,

KURAN’daki NAMAZ ~2  bölümünde, namaz esnasındaki tavırlarımıza değinilecektir.

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !